Archive for Haziran 20th, 2008

ünlü logoların yeni anlamlı yaşamları

Cuma, Haziran 20th, 2008


linux
yakın zamanda bildirgeç’te ünlü logoları farklı düşünmüş hatta onlarla denklemler oluşturmuştuk. bu bildiride ise ünlü logoları gerçek hayatta yeniden anlamlandıracağız. tasarımcılar, yukarıda görülen buz parçası üzerinde oturan linux pengueni gibi ünlü logoları gerçek yaşamdaki yerlerine taşımış. aralarında windows, puma, mazda, malibu, disney, sun, apple, ferrari, cadillac, lacoste gibi ünlü logoları da barındıran içerik görülmeye değer.

lacoste

 

 

mazda

LinkedIn fonlarını 1 milyar dolar seviyesine çeker ve..

Cuma, Haziran 20th, 2008

LinkedIn, bilmeyenler için iş kontaktları kurabileceğiniz, iş/çalışan arayayabileceğiniz ve kendinize özel bir iş profil sayfası oluşturabileceğiniz bir hizmet. Ülkemizde benzer bir hizmeti Çember.net veriyor, ancak kapsamı biraz daha farklı.

Yakın zamanda tüm LinkedIn yatırımcıları ve bir yeni yatırımcı şirket, LinkedIn için 53 milyon dolar daha fon sağlayarak LinkedIn’in toplam fonunu 1 milyar dolar seviyesine çekti. Bu kabul edersiniz ki gayet hatırı sayılır bir meblağ. Ancak LinkedIn’in aylık aktif olan 23 milyon kullanıcısı ve senelik 100 milyon dolarlık cirosu düşünüldüğünde az bile olabileceğini hissediyorsunuz.

Gelecek günlerde LinkedIn’in bir takım küçük ölçekli firmayla ilgileneceğini ve bunları satın alacağını göreceğiz. Ardından LinkedIn yatırımcıları şirketin iş ilişkileri merkezinde tam organizasyonu sağlamasıyla beraber halka açılması da gerçekleşecek. (kaynak)

Bundan sonra her şey daha farklı olacak

Cuma, Haziran 20th, 2008

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı.
Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli
dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü
temiz ve sağlıklı görünüyordu. “Sapa sağlam adam gidip çalışacağına
dileniyor, belki benden daha zengindir” diye düşündü. Zaten canı çok
sıkkındı, birde sinirlenmişti.
Alaycı bir ses tonuyla:
Ekmek parası mı istiyorsun? Diye sordu.
— Hayır, çikolata parası lazım!
Bülent’in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali
de başka oluyor diye düşündü.
— Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
— Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da
bulamadıysak aç yatarız.
Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.
— Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
— Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.
— Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?
— Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata
götürmek istiyorum.
— Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
— O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona
bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata
götürdüm. Çikolatayı çok sever.
Adamın söyledikleri Bülent’in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga
etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile
kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden
denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.
Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey
onu rahatlatmıyordu.
Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. “Acaba söyledikleri gerçek
mi, yoksa uyduruyor mu” diye düşündü.
— Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?
Bülent’in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından
başka bir şey çıkmadı.
— Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.
Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.
Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.
— Oturun biraz dertleşelim bari dedi.
Adam çekingen çekingen oturdu yanına.
— Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?
— Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını
>doyururlar.
— Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını?
— Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
- Hımmmm. Aşk hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla
üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
— Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
— Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı?
Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
— Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.
— Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık
evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga
ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım.
Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz.
Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?
— Hiçbir şeyim yok mu? Hayır, benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.
Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan
daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?
Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey
olan.
— Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor.
Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
— Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç
anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit
yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu
bildiğinde ancak mutlu olur.
— Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu?
— Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne
kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.
— Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
— Küçük kızı severek.
— Küçük kız mı? Hangi küçük kız?
— Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız
vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o
kadar mutlu edersin.
— Nasıl yani?
— Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep
beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.
Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep
prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak
isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz
küçük kızlar. Öyle değil mi?
- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma
sarılır “babacığım beni ne kadar seviyorsun?” diye sorar. Giysisini
değiştirdiği zaman etrafımda “Baba güzel olmuş muyum?” diye
sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. ” Harikasın prenses gibi
olmuşsun” demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.
— İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki
karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak
ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona
“bebeğim” diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. “Bebeğim bana bir çay
yapar mısın?” dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.
— Hiç kavga etmez misiniz siz?
— Kavga evliliğin tadı tuzu, Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı
ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için
uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.
— Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.
— Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En
ciddi ya da en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o
tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla
aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla
bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok
narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak
dokunuşları severler.
— Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.
Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.
— Bu sadece bir bahane, O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.
Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde
karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek
için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu
olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir.
Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne
kadar mutlu olabilirsin.
— Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
— Yine para, yine dış sebepler. Evet, para önemli ve gerekli ama kadınlar
para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar
hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama
hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan
hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük
kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu.
Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk
sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama
hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler
giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini
ve mutlu ettim onu.
Adam ayağa kalktı.
— Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük
kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.
— Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
— Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.
Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
— Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.
Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin
mutluluğuyla, bin
bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki
manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.
Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su
içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı.,
sonra eşinin önüne koydu.
— Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.
İnci hiç konuşmadı.
— Sorsana “niye” diye.
İnci kızgın kızgın:
- Niye? Diye sordu.
— Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet
ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi
yumuşamıştı.
— Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
— Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi
meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim bir
şeydi. “bak senin sevdiğin meyveleri aldım”
Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü
alamazsın.
— Özür dilerim seni kırdığım için.
Sonra Bülent yere diz çöktü.
— Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice
seven bu adamı senden mahrum etme.
— Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.
İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.
— Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin,
dedi.
Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük
kızı gördü.
Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.

Boston şampiyon!

Cuma, Haziran 20th, 2008

NBA’de playoff final serisi muhteşem bir Celtics performansıyla sona erdi. Çarşamba sabaha karşı serinin altıncı maçında Los Angeles Lakers’ı konuk eden Paul Pierce ve arkadaşları ikinci çeyrekte 9 dakikada yakaladıkları 29-9′luk seriyle farkı açtı ve bu farkı koruyarak maçtan 131-92 galip ayrıldı. Celtics böylece seriyi 4-2′ye getirerek NBA tarihindeki 17. şampiyonluğuna uzandı. Celtics son şampiyonluğunu 1986 yılında yine bir Los Angeles Lakers serisinde elde etmişti.

Aslında müthiş geri dönüşlere sahne olan final serisinin böyle bir maçla sona ermesi heyecan anlamında ne kadar güzel oldu tartışılır ama şampiyonluk yüzüklerinin, doğru tarafa gittiğini söylersek herhalde herkes hemfikir olur. Los Angeles Lakers’ın ilk 14-15 dakikadan sonra teslim bayrağını çekmesi, henüz ikinci yarının ortalarından itibaren 18 binden fazla Celtics taraftarına şampiyonluk şarkıları söyletmeye başladı.

İlk yarıyı 58-35 önde bitiren Celtics ribauntlarda 48-29, asistlerde 33-16, top çalmada 18-4 ve bloklarda 4-0 ile rakibini adeta ezdi. Lakers’ın yaptığı 19 top kaybı ise (Celtics 7) kendileri adına berbat geçen gecenin rakamlara yansıyan bir diğer istatistiğiydi.

Boston’da, çocuğunun hastalığı nedeniyle zor günler geçiren Ray Allen 7/9 üç sayı isabetiyle 26 sayı, 4 ribaunt, pota altını Lakers uzunlarına karartan Kevin Garnett 26 sayı, 14 ribaunt, 4 asist, 3 top çalma, son iki maçtaki düşen performansına rağmen bu maçta adeta kariyer performansı sergileyen Rajon Rondo 21 sayı, 7 ribaunt, 8 asist, 6 top çalma ve final serisine kadar yıldız bir oyuncuyken 6 maçlık seride basketbol yeteneğine kusursuz bir takım liderliği katan kaptan Paul Pierce 17 sayı, 10 asist ile maçın yıldız isimleri oldular.

Celtics’in buraya gelmesinde belki de en büyük pay sahibi özelliği olan savunmasında sezon boyunca önemli işlere imza atan James Posey, şampiyonluk maçında 3/3 üç sayı ve 1/1 iki sayı isabetiyle 11 sayı kaydetti.

Konun ekipte ise normal sezonun MVP’si Kobe Bryant, 22 sayıda kalırken Lamar Odom 14 sayı, 10 ribaunt, 5 asist, Jordan Farmar 12 sayı ve Pau Gasol 11 sayı, 8 ribaunt ile oynadı.

Boston Celtics’te Sam Cassell ve James Posey dışındaki tüm oyuncular kariyerlerinin ilk NBA şampiyonluğunu elde etti. Cassell, Houston Rockets, Posey ise Miami Heat takımlarıyla bu sevinci yaşamışlardı.

MVP Pierce

Final serisinin ilk dakikasından itibaren gerçek bir takım lideri gibi oynayan ve kazanılan maçlarda çok büyük katkılar yapan üstelik bunların çoğunu sakat sakat oynayarak gerçekleştiren Celtics forveti Paul Pierce final serisinin MVP’si seçilerek bu performansının karşılığında şampiyonluk yüzüğü dışında ekstra bir ödül almaya hak kazandı.

İşte son 8!

Cuma, Haziran 20th, 2008

EURO 2008′de son 8′e kalan takımlar belli oldu !.. Ay Yıldızlılarımızın da arasında yer aldığı Avrupa’nın en iyi 8 Milli Takımı yarı finale kalabilmek için amansız bir mücadeleye girişecek. EURO 2008′de yarı finale çıkma mücadelesi Portekiz-Almanya maçıyla başlayacak. Maçların hepsi saat 21.45′te başlayacak.

İşte çeyrek finalin programı:

19 Haziran Perşembe
Portekiz-Almanya

20 Haziran Cuma
Hırvatistan-Türkiye

21 Haziran Cumartesi
Hollanda-Rusya

22 Haziran Pazar
İspanya-İtalya